work*
93 sonuç...
i. iş; emek: He´s gone to work. İşe gitti. Do you like your work? İşini seviyor musun? They´re at work now. Onlar şimdi işte. That´s going to take a lot of work. O çok iş ister. She´s put a lot of work into this. Buna çok emek harcadı. They´re not afraid of hard work. Zor işlerden geri durmazlar. Is this your own work? Bu işi kendin mi yaptın?
f.
1. çalışmak; (birini) çalıştırmak: He works hard. Çok çalışıyor. Don´t work them too hard. Onları çok fazla çalıştırma.
2. işlemek, çalışmak; (bir şeyi) işletmek, çalıştırmak: This machine´s working fine. Bu makine iyi işliyor. How do you work this machine? Bu makineyi nasıl çalıştırıyorsun?
3. (plan/fikir) başarılı olmak, iyi sonuç vermek: This plan won´t work. Bu plan yürümez. Your idea´s worked. Senin fikrin sayesinde istediğimiz oldu. Do you think it´s going to work? Sence bu iş olacak mı?
4. (matematik problemini) çözmek.
5. (hamur v.b.´ni) yoğurmak.
6. (bir yeri) işletmek: They´re no longer working that quarry. O taşocağını artık işletmiyorlar.
7. (bir şeyin üzerine) işleme yapmak; on (bir şeyin üzerine) (bir şeyi) işlemek, nakışlamak.
8. k. dili ayarlamak, düzenlemek: I can work it for you. Sana onu ayarlayabilirim.
9. (sıvı) mayalanmak, tahammür etmek.
1. çalışmak,
2. iş
v.çalış:n.iş
iliğin kenarlarını dikmek.
bir mucize yaratmak.
çalışma alanı
(bir şey) için emek harcamak, için çaba göstermek.
tam kapasiteyle çalışmak.
iş dökümü yapısı
çalışma kampı.
Çalışma kütüğü
çalışma kütüğü
çalışanlar: He´s now part of the mill´s work force. Artık fabrikada çalışanlardan biri o.
1. çıkış işi;
2. iş fonksiyonu
iş süreci
çok çalışmak.
k. dili ırgat gibi çalışmak, var gücüyle çalışmak.
iş miktarı.
iş yükü
gevşemek.
1. giderek (belirli bir hale) girmek: You´re working yourself into a rage. Öfken kabara kabara galeyana geliyorsun.
2. (biri) çalışmalarıyla kendini ispatlayarak (bir işe) girmek veya (bir mevkie) gelmek: He´s worked himself into a job. Çalışmalarıyla kendini ispatlayarak kendine bir iş edindi.
(bilerek/bilmeyerek) kendi çabalarıyla kendi işini lüzumsuz hale getirmek; (bilerek/bilmeyerek) kendi çabalarıyla kendini işinden etmek.
sanat eseri.
(çalışarak/hareket ederek) (bir şeyi) gidermek: He worked off his anger by running in the park for a couple of hours. İki saat parkta koşarak öfkesini giderdi.
1. -i etkilemek, -e tesir etmek.
2. (birini) ikna etmeye çalışmak.
3. -i yapmak; -i hazırlamak; -in üzerinde çalışmak; -in yapımıyla uğraşmak/meşgul olmak: He´s still working on that map. Hâlâ o harita üzerinde çalışıyor. They´re working on our new house today. Bugün yeni evi- mizin yapımıyla uğraşıyorlar.
4. -in tamiriyle uğraşmak: They´re working on the car. Arabanın tamiriyle uğraşıyorlar.
5. -e ağırlık vermek: You need to work on your French. Fransızcaya ağırlık vermen gerek.
k. dili çok çalışmak, paralanmak, yırtınmak.
1. (öğrenci) çalışarak (okul/üniversite) ücretlerini karşılamak.
2. into yavaş yavaş (bir yere/gruba) girmek: She worked her way into their club. Yavaş yavaş kendini onların kulübüne kabul ettirdi.
3. up çalışmalarıyla kendini ispatlayarak derece derece terfi etmek.
1. antrenman/idman yapmak.
2. (plan, proje v.b.) başarılı olmak veya iyi bir şekilde sonuçlanmak.
3. at/to (belirli bir miktara) gelmek: Your share works out at fifty million liras. Senin payına elli milyon lira düşüyor.
4. (bir plan v.b.´ni) hazırlamak/düzenlemek: They worked out a compromise. Bir uzlaşmaya vardılar.
5. (problemi/sorunu) çözmek, halletmek.
6. (bir aygıtın/makinenin parçası) yerinden/yuvasından çıkmak.
çalışma izni.
k. dili
1. birini çok dövmek, birinin pestilini çıkarmak.
2. birini iyice tartaklamak.
birini/bir şeyi zaten dolu olan programına sokmak.
1. bir şeyi yer yer katmak.
2. bir şeyi ovarak sürmek.
bir şeyi yavaş yavaş gevşetmek.
(of) bir şeyi (bir yerden) çıkarmak.
işlik
1. (ilgi, heves, heyecan v.b.´ni) uyandırmak.
2. (birinin) duygularını giderek doruğa çıkarmak: She worked the crowd up into a frenzy. Kalabalığı giderek çılgın bir hale getirdi.
3. hareket ede ede (susamış/acıkmış/terlemiş) bir hale gelmek: You´ve worked up a sweat. Hareket ede ede terledin. They had worked up an appetite. Hareket ede ede iştahları açılmıştı.
4. into (bir şeyi) geliştirerek (başka bir şey) yapmak: Maybe they can work it up into a book. Belki onu geliştirip kitap haline getirebilirler.
5. to giderek (bir yere) varmak: The symphony´s last movement works up to a magnificent conclusion. Senfoninin son bölümü yavaş yavaş muhteşem bir bitişe dönüşüyor.
s., k. dili işine alışıp iyi iş yapar duruma gelmiş (kimse).
fazla mesai yapmak.
s., k. dili çalışmaya pek yanaşmayan, işten kaçan.
s. uygulanabilir.
s. sıradan, olağan.
i., k. dili işkolik.
i., k. dili işkoliklik.
incelikle bir çözüm bulmak
i. (üzerinde iş görülen) tezgâh: carpenter´s workbench marangoz tezgâhı.
tezgah
i. (öğrenciler için) alıştırma kitabı.
i. işgünü.
i.
1. işçi; emekçi.
2. k. dili çalışkan kimse: She´s a real worker! Çok çalışkan biri o.
i., k. dili çok çalışan kimse; ırgat gibi çalışan kimse.
i. ıslahevi, ıslahhane.
i.
1. işleme tarzı.
2. çoğ. kazılar, hafriyat, kazılmış yerler.
n.çalışma:v.çalış:prep.çalışarak
geçici anlaşma.
iş görüşmesi yapılan kahvaltı.
döner sermaye.
döner sermaye.
işçi sınıfı.
işgünü.
yürürlükteki dizin çalışma
yürürlükteki dizin
yürürlükteki dizin
(yazılı) taslak.
çalışma grubu
iş/mesai saatleri.
geçici varsayım.
iş görüşmesi yapılan öğle yemeği.
yeterli çoğunluk.
çalışma kümesi
çalışma standardı
çalışma belleği
geçici bellek
işleme sıcaklığı
s. işçi sınıfına ait.
çoğ. work.ing.men (wır´kîng.men) i. işçi; emekçi.
iş yükü
çoğ. work.men (wırk´mîn) i. işçi. workmen´s compensation insurance iş kazası sigortası, iş yerindeki kaza yüzünden işçinin uğradığı zararın tazminatını karşılayan sigorta.
s. ustalıkla/ustaca yapılmış, ustalıklı.
i. işçilik, bir işe verilen emeğin niteliği: The workmanship in this snuffbox is excellent. Bu enfiye kutusunun işçiliği çok iyi.
i. antrenman, idman.
taslak, Işlem Tablosu
taslak, işlem tablosu
çalışma sayfası
i.
1. (zanaatçıya ait) atölye, işlik.
2. (üniversite dışında yapılan) seminer.
Çalışma alanı
çalışma alanı
çalışma alanı
i., bilg. iş istasyonu.
iş istasyonu
iş istasyonu
iş istasyonu
i. bir haftadaki toplam işgünü veya çalışma saati: We have a five-day workweek here. Burada haftada beş gün çalışıyoruz. He has a forty-hour workweek. Haftada kırk saat çalışıyor.
work* kelimesini Türkçe>İngilizce sözlükte ara
282.185 ingilizce>türkçe 134.075 türkçe>ingilizce kelime ve cümle içerisinde kullanım örnekleri