
wind*
43 sonuç...
i.
1. rüzgâr.
2. k. dili boş laflar, lafügüzaf, fasarya.
3. İng. (mide ve bağırsaktaki) gaz. f. -i nefessiz bırakmak; -i nefes nefese bırakmak.
f. (wound)
1. (up) (zemberek v.b.´ni çevirerek) (saati, gramofonu v.b.´ni) kurmak: Will you wind the grandfather clock? Sandıklı saati kurar mısın?
2. sarmak: Wind the thread onto the spool. İpliği makaraya sar. The trumpet vine was winding up the pole. Acemborusu direğe sarılıp yukarı doğru yükseliyordu. She wound the scarf around her neck. Eşarbı boynuna sardı.
3. (yol, nehir, kafile v.b.) kıvrıla kıvrıla/döne döne gitmek: The procession wound through the streets to the harbor. Kafile, dolambaçlı sokaklardan kıvrılarak limana vardı. The road wound up through olive groves. Yol, zeytinliklerin arasından kıvrıla kıvrıla yukarı doğru gidiyordu.
4. up (kol, manivela v.b.´ni çevirerek) (bir şeyi) çekmek/kaldırmak: Wind up the bucket from the well. Çıkrığı çevirip kovayı kuyudan çek.
5. (kol, manivela v.b.´ni) çevirmek. i.
1. (kol, manivela v.b.´ni) çevirme.
2. dönemeç, viraj; (nehirdeki) kıvrım.
nefesli çalgı, üflemeli çalgı.
müz. nefesli çalgı.
(yol, nehir, kafile v.b.) kıvrıla kıvrıla/döne döne gitmek.
k. dili birinin gönlüne girmek.
k. dili birini parmağında oynatmak.
bir şeyi yumak yapmak, bir şeyi sarmak.
1. saat/gramofon gibi zemberekli bir şeyi kurmak.
2. k. dili bir şeyi bitirmek/tamamlamak: They wound up the meeting with a song. Toplantıyı bir şarkıyla bitirdiler. You need to wind up your personal affairs this week. Şahsi işlerinizi bu hafta bitirmeniz lazım.
k. dili
1. bitmek, sona ermek: The show wound up with Altan reciting ?Han Duvarları.? Müsamere, Altan´ın Han Duvarları´nı okumasıyla sona erdi.
2. (sonuçta) (belirli bir yerde/durumda) bulunmak: The pair of them wound up in jail. Onların her ikisi hapsi boyladı. If you keep on like this you´ll wind up bankrupt. Böyle devam edersen iflas edersin.
i., k. dili (fart furt eden) lafebesi.
i. rüzgâr siperi, bir yeri rüzgârdan koruyan engel.
i. (giysi olarak) rüzgârlık.
i., İng., bak. windbreaker.
i. beklenmedik bir para/hediye/yardım.
i., bot. anemon, dağlalesi.
s. dolambaçlı, yılankavi.
sarım (motor)
kefen.
i. çıkrık, bocurgat, ırgat.
s. rüzgârsız; esintisiz.
i. yeldeğirmeni.
i. pencere.
pencere
v.pencerele:n.pencere
1. vitrin dekoru.
2. vitrin dekorasyonu.
3. k. dili göz boyamak için yapılan bir şey.
pencere kasası.
pencere işlevi
stor.
f. (-ped, -ping) vitrin gezmek.
n.pencereleme:v.pencerele:prep.pencereleyerek
i. pencere camı.
wındows
i., mim. denizlik.
i. nefes borusu.
i., İng., oto., bak. windshield.
i., oto. ön cam.
oto. silecek.
i. fırtına.
i. rüzgâr sörfü.
s. rüzgârlı; rüzgâra açık.
s.
1. rüzgârın estiği yöne doğru giden.
2. rüzgârın estiği (taraf). i. rüzgârın estiği taraf/yön.
s.
1. rüzgârlı.
2. uzun ve boş laf eden; uzun ve boş laf dolu.
wind* kelimesini Türkçe>İngilizce sözlükte ara
282.185 ingilizce>türkçe 134.075 türkçe>ingilizce kelime ve cümle içerisinde kullanım örnekleri

akor ara /
www.akorara.com
İngilizce Türkçe sözlük - Türkçe İngilizce sözlük / www.turkceye.com