
way*
12 sonuç...
i.
1. yol: on the way to Bolu Bolu yolu üzerinde.
2. yön, yan, taraf: Let´s go that way. O tarafa gidelim.
3. tarz, biçim, şekil: in a polite way terbiyeli bir biçimde.
4. mesafe, uzaklık: That place is a long way from here. Orası buradan çok uzakta.
5. çare, yol, usul: find a way to do something bir şeye çare bulmak. look for a way to do something bir şeyin çaresine bakmak. do something the right way bir şeyi usulüne göre yapmak.
6. yön, bakım: He resembles his father in two ways. İki bakımdan babasına benziyor.
7. durum, hal: Hakan is in a bad way. Hakan çok hasta.
8. âdet: the ways of the Turks Türklerin âdetleri.
yol
k. dili çok eskiden, uzun zaman önce.
giriş, girilecek yol.
d.y. ara istasyon.
s., k. dili aşırı bir uçta bulunan; çok eksantrik, çok garip.
i. yolcu, yaya yolcu.
s. yolculuk eden. i. yolculuk.
f., bak. waylay.
f. (way.laid) yolunu kesmek; pusuya yatıp yolunu kesmek.
i. yol kenarı. s. yol kenarındaki.
s. hep kafasının dikine giden, hep kendi bildiğini okumak isteyen; dik başlı, inatçı, ters.
way* kelimesini Türkçe>İngilizce sözlükte ara
282.185 ingilizce>türkçe 134.075 türkçe>ingilizce kelime ve cümle içerisinde kullanım örnekleri

internetten indir /
www.internetindir.com
İngilizce Türkçe sözlük - Türkçe İngilizce sözlük / www.turkceye.com