
war*
64 sonuç...
i.
1. savaş, harp, muharebe.
2. mücadele. f. (-red, -ring) (against/with)
1. (ile) savaş halinde olmak.
2. (ile) savaşmak, mücadele etmek.
savaş bulutları.
savaş muhabiri.
savaş suçu.
savaş suçlusu.
savaş narası.
ask. savaş oyunu.
savaş oyunu
savaş tanrısı.
sinir harbi.
i.
1. savaş atı.
2. çok tecrübeli biri, eski kurt, eski tüfek.
3. (sık sık/fazlasıyla icra edildiği için) artık eskisi gibi etki uyandırmayan bir sanat eseri.
f. ötmek, şakımak. i.
1. kuş ötüşü.
2. nağme, ezgi.
i.
1. servis, koğuş: maternity ward doğum servisi. hospital ward hastane koğuşu.
2. bölge, semt: city ward kentin semtlerinden biri.
3. huk. vesayet altında bulunan kimse. f.
sonek -e doğru, ... yönünde.
1. (darbeyi) engellemek, savuşturmak, etkisiz hale getirmek, (darbenin) etkisini azaltmak; (darbeden) korunmak.
2. (kötü bir şeyi) defetmek, savmak.
i.
1. hapishane müdürü.
2. memur; görevli: game warden (resmi) av bekçisi. air-raid warden hava alarm görevlisi.
i., İng. gardiyan.
i.
1. bir kimsenin tüm giysileri, gardırop.
2. gardırop, giysi dolabı.
3. tiyatro kostümleri.
sonek, bak. -ward.
i., huk. vasilik, vesayet.
i. depo, ambar. f. -i depolamak, -i ambarlamak, -i depoya/ambara koymak.
ambar
i., çoğ. satılık mallar.
i. savaş, savaşma, savaşım.
i. (büyük bir mermiye ait) başlık: nuclear warhead nükleer başlık.
s.
1. savaşkan, savaşçı, cengâver.
2. savaşa ait, askeri.
3. savaşla tehdit eden.
s.
1. ılık.
2. sıcak (hava): warm front sıcak hava kütlesi.
3. ısıtan, sıcak tutan (giysi, battaniye v.b.).
4. candan, hararetli, sıcak: a warm welcome sıcak bir karşılama.
5. yüreği sıcak, sevgi dolu; cana yakın, samimi (kimse).
6. sıcakkanlı.
7. sıcak (renk). f.
1. (up) ısıtmak, kızdırmak; ısınmak: Please warm this milk. Lütfen bu sütü ısıtın. The weather is warming up. Hava ısınıyor.
2. to/towards -e ısınmak, -e alışmak: He is warming to the work. İşe ısınıyor.
3. up (yarışmadan önce) hafif idman yapmak.
4. up (konserden/temsilden önce) son bir hazırlık yapmak.
5. up canlanmak, kızışmak, coşmak: The discussion is warming up. Tartışma canlanıyor.
sıcak açış
sıcak başlatma
yarı otomatik başlatma
sıcak açış
ısıtma
s.
1. zool. sıcakkanlı.
2. enerjik.
3. tutkulu.
ısınma süresi
s.
1. yüreği sıcak, sevgi dolu.
2. sıcak, dostça.
i. savaş çığırtkanlığı yapan kimse.
i.
1. sıcaklık, ılıklık.
2. hararet, coşkunluk.
3. içtenlik, samimiyet.
f.
1. uyarmak, ikaz etmek; tembih etmek: He warned us not to touch the wet paint. Islak boyaya elimizi sürmememiz için bizi uyardı. The doctor warned him against overeating. Doktor onu fazla yemek yememesi için uyardı.
2. haber vermek: He warned us of the approaching storm. Fırtınanın yaklaştığını bize haber verdi.
i.
1. uyarma, ikaz; tembih.
2. uyarı.
3. ibret: Let this be a warning to you. Bu sana ibret olsun.
uyarı
uyarı
uyarı sesi
uyarı sesi
uyarı sesi
uyarı iletisi
uyarı iletisi
uyarı iletisi
uyarı sinyali
f.
1. eğrilmek, çarpılmak; eğriltmek, çarpıtmak.
2. doğru yoldan saptırmak. i.
1. eğrilik, çarpıklık.
2. çözgü, arış.
s.
1. eğrilmiş, eğri, çarpık.
2. sapık, sapkın.
i. savaş uçağı.
i.
1. gerekçe; haklı neden; yetki: The army cited civil unrest as its warrant for declaring martial law. Ordu sıkıyönetime gerekçe olarak toplumdaki huzursuzluğu gösterdi.
2. garanti, garanti belgesi.
3. kefalet. f.
1. gerektirmek, icap ettirmek.
2. izin vermek, yetki vermek: The law warrants the government´s intervention. Yasa hükümete müdahale yetkisini veriyor. The law doesn´t warrant this. Kanunlar buna izin vermez.
3. mazur göstermek: No excuse can warrant this misbehavior. Hiçbir özür bu kötü davranışı mazur gösteremez.
4. haklı çıkarmak, desteklemek: The evidence does not warrant your claim. Kanıtlar iddianızı desteklemiyor.
5. garanti etmek.
6. k. dili (sözlerle) temin etmek: I warrant she´ll be there tomorrow. Seni temin ederim ki o yarın orada olacak.
7. kefil olmak.
gedikli subay.
ask. gedikli subay.
i.
1. garanti, garanti belgesi.
2. huk. kefalet.
3. kefaletname.
4. yetki; hak; haklı neden.
i.
1. çok tavşan bulunan yer.
2. kalabalık mahalle.
i. savaşçı, muharip, asker.
i. savaş gemisi.
i. siğil.
i., zool. afrikadomuzu.
i. savaş zamanı.
k. dili olduğu gibi, olumsuz yanlarını saklamadan.
s. siğilli.
s. sakıngan, ihtiyatlı; tedbirli.
war* kelimesini Türkçe>İngilizce sözlükte ara
282.185 ingilizce>türkçe 134.075 türkçe>ingilizce kelime ve cümle içerisinde kullanım örnekleri

Rüya tabirleri sözlüğü /
www.ruyatabir.com
İngilizce Türkçe sözlük - Türkçe İngilizce sözlük / www.turkceye.com