ç  ğ  ı  ö  ş  ü 

up* up* kelimesini İngilizceden > Türkçeye çevir up* kelimesini Türkçeden > İngilizceye çevir 100 sonuç...

up < İngilizce up

up < Türkçe z.
1. yukarı, yukarıya; yukarıda: go up yukarı/yukarıya gitmek. Hold your hand up. Elini yukarıda tut.
2. to -e kadar (Azami bir miktarı belirtir.): This plant can turn out up to three hundred cars a month. Bu fabrikanın aylık üretim kapasitesi üç yüz otomobil. The school will accept up to one hundred new students this year. Bu yıl okul yüz kadar yeni öğrenci kabul edecek.
3. Belirli bir yeri, özellikle yukarıda/kuzeyde olan bir yeri gösteren edatlı söz öbeğini niteler: Bring them up to my place. Onları benim eve getir. He´s gone up to Sinop. Sinop´a gitti. Many Americans go up to Canada to shop. Birçok Amerikalı alışveriş etmek için Kanada´ya gidiyor. He´s up in the attic. O tavanarasında. He´s living up in the center of town. O kasabanın merkezinde yaşıyor. She works up at the Ministry of Justice. O Adalet Bakanlığında çalışıyor. He´s an American working up in Canada. O Kanada´da çalışan bir Amerikalı.
4. dik: Hold your head up. Kafanı dik tut.
5. sonuna kadar, tamamen: Don´t use up all the water! Suyun hepsini kullanma! dry up tamamen kurumak. Fill it up! Tamamen doldur!
6. Fiilleri pekiştirir: They divided up the estate among themselves. Mirası aralarında paylaştılar. Have you locked the house up? Evi kilitledin mi? Wrap up! İyice sarınıp sarmalan! clean up temizlemek. wash up yıkanmak.
7. to yanına; önüne: go up to someone birinin yanına gitmek. Move it up to the window! Onu pencerenin önüne çek! Move the chair up to the table. Sandalyeyi masaya yaklaştır.


up < İngilizce up

up < Türkçe edat
1. yukarısına; yukarısında: He was climbing up the tree. Ağaca tırmanıyordu. They went up the hill. Tepeye çıktılar. Plant it farther up the hill. Onu yokuşun daha yukarısında bir yere dik. It´s further up the river. Nehrin daha yukarısında bir yerde o.
2. from -in ilerisinde: We live up from the mosque. Caminin ilerisinde oturuyoruz.


up < İngilizce up

up < Türkçe f. (-ped, -ping)
1. yükseltmek: up the price fiyatı yükseltmek.
2. k. dili -vermek: The girl upped and slapped him. Kız onu tokatlayıverdi.


up < İngilizce up

up < Türkçe Yukarı


up < İngilizce up

up < Türkçe çalışır


up in arms < İngilizce up in arms

up in arms < Türkçe 1. ateş püskürmeye hazır.
2. ayaklanmış.
3. öfkelenmiş.


up in the air < İngilizce up in the air

up in the air < Türkçe karar verilmemiş; sonu henüz belli olmamış.


up time < İngilizce up time

up time < Türkçe çalışabilirlik süresi


up to date < İngilizce up to date

up to date < Türkçe günümüze uygun, çağdaş; modaya uygun.


up to date < İngilizce up to date

up to date < Türkçe güncel


up to one-s ears in work < İngilizce up to one-s ears in work

up to one-s ears in work < Türkçe fazla meşgul.


up to snuff < İngilizce up to snuff

up to snuff < Türkçe iyi; makbul.


up to the elbows < İngilizce up to the elbows

up to the elbows < Türkçe çok meşgul, işi başından aşkın.


up-and-coming < İngilizce up-and-coming

up-and-coming < Türkçe s. faal ve geleceği parlak.


up-time < İngilizce up-time

up-time < Türkçe çalışabilirlik süresi


up-time < İngilizce up-time

up-time < Türkçe çalışabilirlik süresi


up-time < İngilizce up-time

up-time < Türkçe çalışırlık süresi


up-to-date < İngilizce up-to-date

up-to-date < Türkçe s.
1. en son teknolojiyi/teknikleri kullanan; son modayı yansıtan.
2. en son değişiklikleri kapsayan: This is an up-to-date dictionary. Dildeki en son değişiklikleri kapsayan bir sözlük bu.


up-to-date < İngilizce up-to-date

up-to-date < Türkçe güncel


up-to-date < İngilizce up-to-date

up-to-date < Türkçe güncel


upbeat < İngilizce upbeat

upbeat < Türkçe s., k. dili iyimser.


upbraid < İngilizce upbraid

upbraid < Türkçe f. azarlamak.


upbringing < İngilizce upbringing

upbringing < Türkçe i. yetişme, terbiye.


upcountry < İngilizce upcountry

upcountry < Türkçe s., k. dili sahilden uzak.


upcountry < İngilizce upcountry

upcountry < Türkçe z. iç kesimlere doğru.


update < İngilizce update

update < Türkçe f.
1. -i en son olaylardan/gelişmelerden haberdar etmek.
2. -i en son teknolojiyle donatmak; -de en son teknikleri uygulamaya geçmek; -i son modaya uygun bir duruma getirmek.
3. -i güncelleştirmek, -de en son değişiklikleri yansıtmak.


update < İngilizce update

update < Türkçe güncellemek


update < İngilizce update

update < Türkçe yenile


update to < İngilizce update to

update to < Türkçe için güncelleştir


update transaction < İngilizce update transaction

update transaction < Türkçe güncelleme hareketi


updating < İngilizce updating

updating < Türkçe güncelleme


upend < İngilizce upend

upend < Türkçe f.
1. dikine çevirmek.
2. baş aşağı etmek.


upgradable < İngilizce upgradable

upgradable < Türkçe evrime açık; büyümeye açık


upgrade < İngilizce upgrade

upgrade < Türkçe i.
1. yokuş.
2. bir ürünü daha yüksek performans özelliklerine sahip yeni bir ürün ile değiştirerek bir sistemin performansını artırma.


upgrade < İngilizce upgrade

upgrade < Türkçe z. yokuş yukarı.


upgrade < İngilizce upgrade

upgrade < Türkçe f. geliştirmek.


upgrade < İngilizce upgrade

upgrade < Türkçe yükseltme


upgrade < İngilizce upgrade

upgrade < Türkçe geliştir


upgrade kit < İngilizce upgrade kit

upgrade kit < Türkçe yükseltme paketi


upgrade kit < İngilizce upgrade kit

upgrade kit < Türkçe yükseltme paketi


upgradeability < İngilizce upgradeability

upgradeability < Türkçe büyürlük


upgradeability < İngilizce upgradeability

upgradeability < Türkçe büyürlük


upgradeability < İngilizce upgradeability

upgradeability < Türkçe büyürlük


upheaval < İngilizce upheaval

upheaval < Türkçe i.
1. karışıklık, kargaşa; ayaklanma; devrim.
2. büyük ve ani değişiklik.
3. jeol. yerkabuğunun kabarması.


upheld < İngilizce upheld

upheld < Türkçe f., bak. uphold.


uphill < İngilizce uphill

uphill < Türkçe z. yokuş yukarı. s.
1. yukarıya giden.
2. güç, çetin, zahmetli: uphill struggle güç bir mücadele.


uphold < İngilizce uphold

uphold < Türkçe f. (up.held)
1. yukarı kaldırmak.
2. (bir hakkı/prensibi) savunmak.
3. tutmak, tarafını tutmak, desteklemek.
4. onaylamak, tasdik etmek.


upholster < İngilizce upholster

upholster < Türkçe f.
1. (koltuk v.b.´ni) sünger v.b. ile doldurup kumaşla kaplamak.
2. döşemek.
3. donatmak.


upholsterer < İngilizce upholsterer

upholsterer < Türkçe i. döşemeci.


upholstery < İngilizce upholstery

upholstery < Türkçe i.
1. döşemecilik.
2. döşemelik kumaş; döşeme.


upkeep < İngilizce upkeep

upkeep < Türkçe i.
1. bakım.
2. bakım masrafı.


uplift < İngilizce uplift

uplift < Türkçe f.
1. yükseltmek, yukarı kaldırmak.
2. moralini yükseltmek; yüceltmek.
3. daha iyi bir duruma getirmek, kalkındırmak.


uplift < İngilizce uplift

uplift < Türkçe i.
1. yükseltme, yukarı kaldırma.
2. moralini yükseltme; yüceltme.
3. daha iyi bir duruma getirme, kalkındırma.


uplink < İngilizce uplink

uplink < Türkçe yer-uydu bağı


upload < İngilizce upload

upload < Türkçe (yukarı) yüklemek


upload < İngilizce upload

upload < Türkçe yükle


uploading < İngilizce uploading

uploading < Türkçe uydudan merkeze güncelleme


upmost < İngilizce upmost

upmost < Türkçe s. en yukarı, en yukarıki, en üst.


upon < İngilizce upon

upon < Türkçe edat, bak. on.


upon my life < İngilizce upon my life

upon my life < Türkçe Allah aşkına!


upper < İngilizce upper

upper < Türkçe s. üst, üstteki, yukarıdaki: upper berth (trende/vapurda) üst yatak. upper deck üst güverte. i. ayakkabı yüzü.


upper < İngilizce upper

upper < Türkçe üst


upper < İngilizce upper

upper < Türkçe üst


upper arm < İngilizce upper arm

upper arm < Türkçe üst kol


upper bound < İngilizce upper bound

upper bound < Türkçe üst sınır


upper case < İngilizce upper case

upper case < Türkçe büyük harf, majüskül.


upper case < İngilizce upper case

upper case < Türkçe majüskül, büyük harf.


upper case < İngilizce upper case

upper case < Türkçe büyük harf


upper casing < İngilizce upper casing

upper casing < Türkçe büyük harfe çevirme


upper class < İngilizce upper class

upper class < Türkçe 1. zenginler sınıfı.
2. sosyoekonomik üstünlüğü olan sınıf.


upper crust < İngilizce upper crust

upper crust < Türkçe k. dili üst tabaka, yukarı sınıf, yüksek tabaka.


upper hand < İngilizce upper hand

upper hand < Türkçe üstünlük.


upper limit < İngilizce upper limit

upper limit < Türkçe üst sınır


upper margin < İngilizce upper margin

upper margin < Türkçe üst boşluğu


upper range limit < İngilizce upper range limit

upper range limit < Türkçe erimin üst sınırı


upper sideband < İngilizce upper sideband

upper sideband < Türkçe üstteki yanbant


upper sideband < İngilizce upper sideband

upper sideband < Türkçe üst kenar bandı


upper triangular matrix < İngilizce upper triangular matrix

upper triangular matrix < Türkçe üst üçgenel matris


upper volta < İngilizce upper volta

upper volta < Türkçe bak. Burkina Faso.


uppercase < İngilizce uppercase

uppercase < Türkçe büyük harf


uppercase < İngilizce uppercase

uppercase < Türkçe büyük harf


uppercase letter < İngilizce uppercase letter

uppercase letter < Türkçe büyük harf


uppercut < İngilizce uppercut

uppercut < Türkçe i., boks aşağıdan yukarıya doğru vuruş.


uppermost < İngilizce uppermost

uppermost < Türkçe s.
1. en üst, en yukarıdaki.
2. ilk sırada olan, en başta gelen.


uppity < İngilizce uppity

uppity < Türkçe s., k. dili (kendini bir şey zannettiğinden dolayı) küstah; haddini bilmez.


upright < İngilizce upright

upright < Türkçe s.
1. dikey, dik.
2. dürüst, doğru. z. dik, dimdik. i. direk.


upright position < İngilizce upright position

upright position < Türkçe ayakta dik duruş pozisyonu


upright, tower, deskside < İngilizce upright, tower, deskside

upright, tower, deskside < Türkçe dikey şasi


uproar < İngilizce uproar

uproar < Türkçe i. gürültü, velvele, şamata, curcuna.


uproarious < İngilizce uproarious

uproarious < Türkçe s. gürültülü, curcunalı.


uproot < İngilizce uproot

uproot < Türkçe f.
1. kökünden sökmek.
2. (birini) oturduğu yerden/çevresinden ayırmak.
3. yok etmek.


ups < İngilizce ups

ups < Türkçe ups


ups and downs < İngilizce ups and downs

ups and downs < Türkçe hayattaki iniş çıkışlar.


upset < İngilizce upset

upset < Türkçe f. (up.set, -ting)
1. devirmek: upset a vase vazoyu devirmek.
2. bozmak, altüst etmek: upset a plan planı bozmak.
3. (favori rakibi) yenmek.
4. (mideyi) bozmak.
5. üzmek; sinirlendirmek: News of the accident has upset him. Kaza hakkındaki haber onu üzdü.
6. alabora etmek: The storm upset the boat. Fırtına sandalı alabora etti.


upset < İngilizce upset

upset < Türkçe s.
1. devrilmiş.
2. altüst olmuş, bozulmuş.
3. üzüntülü, üzgün; sinirli.
4. bozulmuş, bozuk (mide).


upset < İngilizce upset

upset < Türkçe i.
1. devrilme.
2. altüst olma.
3. beklenmedik yenilgi.


upset the applecart < İngilizce upset the applecart

upset the applecart < Türkçe k. dili iyi bir durumu/işi bozmak, bir çuval inciri berbat etmek.


upshot < İngilizce upshot

upshot < Türkçe i., k. dili sonuç, netice.


upside down < İngilizce upside down

upside down < Türkçe Baş aşağı


upside down < İngilizce upside down

upside down < Türkçe baş aşağı



up* kelimesini Türkçe>İngilizce sözlükte ara up* kelimesini Türkçe>İngilizce sözlükte ara


282.185 ingilizce>türkçe 134.075 türkçe>ingilizce kelime ve cümle içerisinde kullanım örnekleri

hastaneler, bankalar, oteller, yemek firmaları, kimya firmaları, tekstil firmaları, yazılım firmaları, peyzaj firmaları...
İşini iyi yapan firmalar / www.firmasec.com / firma ekle

İngilizce Türkçe sözlük - Türkçe İngilizce sözlük / www.turkceye.com