
tie*
17 sonuç...
f. (-d, ty.ing)
1. bağlamak: They tied him to a tree. Onu bir ağaca bağladılar.
2. (düğüm) atmak; (kravat) bağlamak; (ayakkabının bağını) bağlamak: They´ve learned how to tie their shoelaces. Ayakkabılarını bağlamayı öğrendiler. Let me tie my tie. Kravatımı bağlayayım. That´s a hard knot to tie. Atması zor bir düğüm o.
3. bağlanmak: An apron ties at the back. Önlükler arkadan bağlanır.
4. berabere kalmak; (bir takım/biri) puan kazanarak (başka takımla/başkasıyla) berabere kalmak: Beşiktaş tied Galatasaray. Beşiktaş, puan kazanarak Galatasaray´la berabere kaldı.
i.
1. kravat, boyunbağı.
2. bağ, bir şeyi başka bir şeye tutturmak için kullanılan nesne.
3. bağ, rabıta, bağlantı: The ties that had bound them together began to loosen. Onları birbirine bağlayan bağlar çözülmeye başladı.
4. beraberlik, eşitlik: The game ended in a tie. Maç berabere bitti.
5. müz. bağ.
6. d.y. travers.
beraberlik
(with/to) (-e) uymak; (ile) bağlantısı olmak; (-e) uydurmak; (ile) bağlantı kurmak: It ties in with what he said earlier. Daha önce dediklerine uyuyor. How does that tie in with this? Onunla bunun arasında ne bağlantı var? How can I tie this in to what I said earlier? Daha önce söylediklerime bunu nasıl bağlayabilirim?
özel bağlantı numarası
1. özel bağlantı numarası;
2. santrallarası hat
özel bağlantı numarası
k. dili
1. (şartlar) birini bir yerde kalmaya mecbur etmek, birini (bir yere) mıhlamak; (şartlar) birinin başka bir şey yapmasına izin vermemek: His job has tied him down. İşi yüzünden bir yere gidemez oldu.
2. to (bir şey) hakkında (birinden) söz almak: They´ve tied him down to a rent of five hundred dollars. Kiranın beş yüz dolar olacağına dair söz aldılar ondan.
1. birini iple bağlayarak etkisiz hale getirmek.
2. k. dili (bir iş) birini başka bir şey yapamayacak kadar meşgul etmek.
k. dili nikâhla bağlanmak.
k. dili evlenmek.
santrallararası gövdeyol
k. dili
1. (trafiği) aksatmak.
2. (telefonu) meşgul etmek.
i. bağlantı, rabıta.
i.
1. k. dili (işte/trafikte) aksama.
2. bağlantı, rabıta.
i. kravat iğnesi.
i.
1. (üst üste dizilmiş şeylerde) dizi, sıra: He selected a cask from the topmost tier. En üst sıradaki bir fıçıyı seçti. The amphitheater has forty tiers of seats. Açık hava tiyatrosunda basamak basamak yükselen kırk sıra var.
2. katman, tabaka.
tie* kelimesini Türkçe>İngilizce sözlükte ara
282.185 ingilizce>türkçe 134.075 türkçe>ingilizce kelime ve cümle içerisinde kullanım örnekleri

İşini iyi yapan firmalar /
www.firmasec.com
İngilizce Türkçe sözlük - Türkçe İngilizce sözlük / www.turkceye.com