
sup
i. yudum.
super
s.
super
üstün
super-refraction
aşırı kırılma
superabundant
s. çok bol.
superannuated
s., İng.
superb
s. enfes, fevkalade, çok güzel.
supercede
f., bak. supersede.
supercharger
i. aşırı doldurma kompresörü.
supercilious
s. başkalarına tepeden bakan; (birinin/bir şeyin) ne kadar hor görüldüğünü belirten.
supercilium
kaş
supercomputer
süperbilgisayar
superconductivity
üstüniletkenlik
superconductor
üstüniletken
supercool
f., kim. aşırı soğutmak.
superdooper
s., k. dili, bak. superduper.
superduper
s., k. dili süper, harika.
superefficiency
üstünetkinlik
superego
i., ruhb. üstben, üstbenlik.
superego
süperego
superficial
s.
superficial
yüzeysel
superfluity
i. lüzumundan fazla bir miktar.
superfluous
s. lüzumsuz, gereksiz.
superheat
f., kim. aşırı derecede ısıtmak.
superhigh frequency, shf
süper yüksek sıklık (3 - 30 GHz)
superhighway
i. otoyol, otoban.
superhuman
s. insanüstü.
superimpose
f. on/over (bir şeyi) (başka bir şeyin) üstüne koymak/bindirmek, -e uygulamak.
superimposition
süperpoze olma
superinfection
süperenfeksiyon
superintendent
i.
superior
s.
superior
superior
superiority
i. üstünlük.
superiority complex
üstünlük duygusu/kompleksi.
superlative
s. en iyi, mükemmel.
superlative degree
dilb. enüstünlük derecesi.
superman
çoğ. su.per.men (su´pırmen) i.
supermarket
i. süpermarket.
supernatural
s. doğaüstü, tabiatüstü. i.
superolateral
superolateral
superposition
üstdüşüm
superposition principle
üstdüşüm özelliği
superpower
i. süper devlet.
superscript
üstsimge
superscript
üstsimge
superscript
üst simge
supersede
f. (yeni bir şey) (eski bir şeyin) yerini almak: The computer has superseded the typewriter. Bilgisayar daktilonun yerini aldı.
supersede
yerini almak
supersede, to
yerini almak
supersonic
s. süpersonik, sesüstü.
supersonic
sesüstü
superstar
i., sin., müz., tiy. büyük yıldız, süperstar.
superstition
i. boş inanç, batıl itikat, hurafe.
superstitious
s.
superstructural
s. üstyapısal.
superstructure
i. üstyapı, süperstrüktür.
supersynchronous
senkronüstü
supertanker
i. çok büyük tanker (gemi).
supertax
i. (başka verginin üstüne) bindirilen vergi.
supervene
f. (bir olay/bir durum sürerken) (başka bir şey) meydana gelmek; (bir olay/bir durum meydana geldikten sonra) (başka bir şey) meydana gelmek.
supervise
f. gözetip denetleyerek idare etmek, gözetip denetlemek.
supervision
i. gözetip denetleyerek idare etme, gözetim ve denetim.
supervisor
i. şef, amir; nezaretçi.
supervisor
gözetici
supervisor
gözetici
supervisor
yönetici
supervisor
supervizör
supervisory program
gözetici izlence
supervisory signals
gözetim işaretleri
supervisory system
yönetici sistem
supination
supinasyon
supine
s.
supine
supin
supp
kıs. supplement.
supper
i. akşam yemeği.
supplant
f.
supple
s.
supplement
i. ilave, ek.
supplement
f. by (belirli bir şey yaparak) (bir şeyin) eksikliklerini gidermek; by (belirli bir şey yaparak) (bir şeyi) artırmak; with (belirli bir şeyle) (bir şeyi) artırmak: He supplements his income by giving private lessons. Özel ders vererek gelirini artırıyor.
supplement
supleman
supplemental
Tamamlayıcı
supplemental
tamamlayıcı
supplemental
tamamlayıcı
supplemental
suplemental
supplementary
s. ek olan, ek.
supplementary
bütünler
supplementary
suplemental
supplementary angles
mat. bütünler açılar.
supplementary service
tamamlayıcı hizmet
suppliant
i. yalvaran kimse.
supplicant
i., bak. suppliant.
supplicate
f. yalvarmak.
supplication
i. yalvarma, yalvarış.
supplier
i. mal sağlayan kimse/firma.
supplier
sağlayıcı
supply
f. with (birinin ihtiyacını) karşılamak; (bir şeyi) bulup (müşteriye) ulaştırmak: He supplies us with tobacco. Tütün ihtiyacımızı karşılıyor. Can you supply us with it by Monday? Onu bulup bize pazartesiye kadar ulaştırabilir misiniz? i.
supply
besleme
supply and demand
ekon. arz ve talep, sunu ve istem.
internetten indir / www.internetindir.com
İngilizce Türkçe sözlük - Türkçe İngilizce sözlük / www.turkceye.com