
straight
s.
straight
düz
straight ahead
dosdoğru, dümdüz.
straight from the horse-s mouth
en yetkili ağızdan öğrenilmiş.
straight from the shoulder
dobra dobra, hiçbir şey saklamadan (konuşmak).
straight from the shoulder
k. dili dobra dobra, hiçbir şeyi örtbas etmeden (konuşmak/söylemek).
straight joint
düz ek (kablo)
straight line coding
düz satır kodlama
straight off
k. dili hemen, derhal.
straight out
k. dili sakınmadan.
straight razor
ustura.
straight razor
ustura.
straightaway
z. hemen, derhal.
straightedge
i. cetvel, çizgilik.
straighten
f. doğrultmak.
straighten out
düzeltmek; düzelmek.
straighten s.o. out
k. dili birini doğru yola getirmek.
straighten up
1. (bir yeri) bir düzene sokmak.
straightforward
s.
cilt bakımı, el ve ayak bakımı, makyaj, saç bakımı, zayıflama, lens, şifalı bitkiler, kahve falı, ilkyardım, botox...
bilgi ara / www.bilgiara.com