
run
f. (ran, run, -ning)
run
i.
run
çalıştırmak
run
çalıştır
run a blockade
ablukayı yarmak.
run a blockade
ablukayı yarmak.
run a boundary
sınırı geçmek.
run a risk
riske girmek.
run a temperature
ateşi çıkmak.
run a temperature
(birinin) ateşi olmak, vücut ısısı fazla olmak.
run about
koşuşturmak, öteye beriye koşmak.
run across
1. -e rastlamak, -e rast gelmek.
run after
-in peşinden koşmak.
run against
1. ile karşılaşmak, -e çatmak.
run aground
karaya oturmak.
run along
k. dili gitmek: I´d better run along. Artık gitmeliyim. Run along now! Haydi, şimdi git! (Çocuklara söylenir.).
run amok
1. çıldırmak.
run an errand
bir iş için bir yere gitmek.
run around
dolama
run away
kaçmak, firar etmek: Upon seeing me the burglar ran. Hırsız beni görünce kaçtı.
run away with
1. -i alıp kaçmak.
run circles around s.o.
k. dili, bak. run rings around s.o.
run counter to
-in aksine gitmek.
run down
1. çarpıp yere düşürmek, çarpmak: That taxi ran down an old man. O taksi yaşlı bir adama çarpıp yere düşürdü.
run dry
kurumak.
run errands
ayak işleri yapmak; ayak işlerine bakmak.
run for one-s life
kaçıp kurtulmak.
run hard
hızlı koşmak.
run into
1. -e rast gelmek.
run into debt
borca girmek.
run into debt
borca girmek.
run low
azalmak.
run off
1. kaçmak.
run on
1. devam etmek.
run on the rocks
1. (gemi) kayalara oturmak.
run out
1. dışarı koşmak.
run out of time
(birinin) vakti kalmamak: We´ve run out of time. Vaktimiz kalmadı.
run out on
(birini) terketmek.
run over
1. çarpıp üstünden geçmek; ezmek, çiğnemek: The truck ran over the turtle. Kamyon kaplumbağayı ezdi.
run rampant
1. (kötü bir durum) aşırı boyutlara varmak, kol gezmek.
run rings around s.o.
k. dili birini cebinden çıkarmak, birine taş çıkarmak; birini gölgede bırakmak, birinin pabucunu dama atmak.
run riot
1. deli gibi koşup bağırmak.
run s.o.-s.t. to earth
birini/bir şeyi arayıp tarayıp bulmak.
run short
(of) tükenmek: We´re running short of time. Vaktimiz tükeniyor.
run short of
(malzemesi) tükenmek, kıtlaşmak.
run stream
iş kuyruğu
run the gamut
her çeşidi/türü olmak.
run the gauntlet
sıra dayağı yemek.
run the risk of
... tehlikesini göze almak.
run through
1. israf etmek.
run through
1. k. dili (bir şeyi) çabucak tüketmek; (bir şeyi) israf etmek.
run time
yürütüm süresi
run time
yürütme süresi
run time environment
çalıştırma ortamı
run time error
yürütme süresi hatası
run time error handler
yürütme süresi hata denetimcisi
run time module
çalıştırma birimi
run time module
çalıştırma birimi
run time version
çalıştırma sürümü
run true to form
kendisinden beklenildiği gibi davranmak.
run up
1. (ödenecek bir faturayı) yüklü bir hale getirmek: You´ve run up quite a bill this month. Bu ayki faturan epey yüklü.
run upon
-e rastlamak. They ran out of money. Parasız kaldılar.
run wild
1. (çocuk) taşkınca davranmak, azmak.
run, to
geçirmek; çalıştırmak; yürütmek
run-down
s.
run-in
i., k. dili atışma, anlaşmazlık.
run-of-the-mill
s. olağan, bayağı, alelade, sıradan.
run-time
i., bilg. yürütme süresi.
run-time environment
çalıştırma ortamı
run-time environment
çalıştırma ortamı
run-time module
çalıştırma birimi
run-time version
çalıştırma sürümü
run-time version
çalıştırma sürümü
runaround
dolama
runaway
i., s. kaçak.
rundown
i. özet.
rung
f., bak. ring.
rung
i.
runner
i.
runner bean
İng. çalıfasulyesi.
runner-up
i., spor ikinci gelen yarışmacı/takım.
running
i.
running account
tic. cari hesap.
running account
1. cari hesap.
running board
oto. marşpiye.
running foot (ing)
yinelenen altlık
running foot (ing)
yinelenen altlık
running footing
yinelenen altlık
running heading
yinelenen başlık
running heading
yinelenen başlık
running heading
yinelenen başlık
running light
seyir feneri.
running mate
1. aynı takımda yarışan at.
running of a program
programın yürütümü
runoff
fazlalık
runt frame
kırpık çerçeve
runway
i. (havaalanında) pist.
cilt bakımı, el ve ayak bakımı, makyaj, saç bakımı, zayıflama, lens, şifalı bitkiler, kahve falı, ilkyardım, botox...
bilgi ara / www.bilgiara.com