
make*
100 sonuç...
i.
1. yapılış, yapı, biçim.
2. marka.
3. verim, randıman.
f. (made)
1. yapmak, etmek.
2. yaratmak.
3. olarak atamak, yapmak: The board made him president of the company. Yönetim kurulu onu şirketin başına getirdi.
4. anlamak, anlam çıkarmak: I can´t make anything of this poem. Bu şiirden hiçbir anlam çıkaramıyorum.
5. göstermek.
6. girişmek.
7. kazanmak, elde etmek: make money para kazanmak.
8. etmek, tutmak: Two plus three makes five. İki artı üç, beş eder.
9. hesap etmek.
10. hazırlamak, düzenlemek, yapmak: Who made this plan? Bu planı kim yaptı?
11. zorlamak, mecbur etmek, yaptırmak: They made me do it. Onu bana yaptırdılar. 1
2. sağlamak. 1
3. olmak. 1
4. başarıya ulaştırmak: This will either make you or break you. Bu seni ya başarıya ulaştıracak, ya da batıracak. 1
5. (yol) almak, katetmek. 1
6. varmak, ulaşmak: The bus driver hopes he can make Antalya by ten o´clock tonight. Otobüs şoförü Antalya´ya bu gece saat onda varabileceğini umuyor. 1
7. yetişmek: I wasn´t able to make the eight-thirty boat. Sekiz otuz vapuruna yetişemedim. 1
8. erişmek. 1
9. elek. (devreyi) kapatmak, tamamlamak.
20. inşa etmek.
1. telafi etmek; (zararını) ödemek.
2. yerine getirmek: He made good his promise. Sözünü yerine getirdi.
yatak yapmak.
-e hemen gitmek.
k. dili büyük bir sükse yapmak; dikkatleri üzerine çekmek.
fırlayıp (bir yere) doğru koşmak.
(bir işi) berbat/rezil etmek.
k. dili içini dökmek.
her şeyi itiraf etmek.
(to) (-e) söz vermek.
karar vermek, karar almak.
varyanttan gitmek.
farketmek.
gösteriş yapmak.
yüzünü gözünü buruşturmak.
suratını buruşturmak, somurtmak.
pot kırmak, falso yapmak.
ateş yakmak.
(birini) maskaraya çevirmek, rezil etmek.
-i mesele yapmak.
-in üzerine titremek; -i baş tacı etmek.
(bir işyerini) başarılı bir şekilde idare etmek.
birinde iyi/kötü bir izlenim bırakmak.
-e elini atmak.
k. dili -i bozmak, -i iyice karıştırmak; -i yüzüne gözüne bulaştırmak.
1. üstün başarı sağlamak.
2. çok beğenilmek.
1. (bir yeri) dağıtmak.
2. -i berbat etmek.
yanlış yapmak, hata etmek/işlemek.
önerge vermek, teklifte bulunmak.
habbeyi kubbe yapmak, pireyi deve yapmak.
habbeyi kubbe yapmak, pireyi deve yapmak.
İng., k. dili -i berbat etmek.
ad yapmak.
sabaha kadar eğlenmek.
k. dili felekten bir gece çalmak.
baş belası olmak.
(birine) duyulan erotik hisleri belli etmek, pas vermek.
k. dili
1. -i ayartmaya çalışmak.
2. -i kazanmaya çalışmak.
mim koymak.
bak.
(bir şey yapmaya) dikkat etmek; (bir şey yapmayı) ihmal etmemek.
bir şeyi âdet edinmek.
(-den) kâr etmek.
... gibi yapmak, -mişçesine davranmak: They made a show of resistance. Karşı koyar gibi yaptılar.
k. dili -i denemek: He made a stab at conversation. Sohbet etmeyi denedi.
(against) (düşmana karşı) direnmek, direnerek savaşmak.
k. dili (bir bölgede) küçük bir tur yapmak.
-i gülünç/rezil bir hale sokmak.
bir şey yapmaya ant içmek.
dilekte bulunmak; niyet tutmak.
yüzünü ekşitmek/buruşturmak.
k. dili takip etmek, kovalamak.
-i hesaba katmak.
1. bir şeyin zararını telafi etmek.
2. birinden bir şey için özür dilemek.
ibret olsun diye -i cezalandırmak.
birini ibret olsun diye cezalandırmak.
kendini rezil etmek.
yapar gibi görünmek.
-i alıp götürmek, -i yürütmek.
-i (bir şey) olarak düşünmek/hayal etmek: Make believe you´re a king. Kendini kral olarak düşün.
cüret göstermek, cesaret etmek.
-e cesaret etmek, -e cüret etmek.
geliri gidere denkleştirmek.
kazancı masrafına yetişmek, idare etmek.
-i kendi çıkarına kullanmak, -i istismar etmek.
(bir uğurda) ... ile birlikte hareket etmek.
ile idare etmek, ile yetinmek.
ile yetinmek, ile idare etmek.
-e kaş göz etmek.
gözle flört etmek.
alay ederek yüzünü gözünü tuhaf şekillere sokmak.
evin yolunu tutmak, eve koşmak.
1. (başkasının malı olan bir şeyi) izin almadan kullanmak.
2. (bir kadına) fazla samimi davranmak.
ile arkadaş olmak.
ile eğlenmek, ile alay etmek.
(bir kimse) ile alay etmek.
başarılı olmak.
1. on (sözü) yerine getirmek.
2. (zararı) ödemek.
3. başarılı olmak.
iddiasını kanıtlamak.
kaçmayı başarmak.
(yolu) hızla katetmek: We made good time between Edremit and Burhaniye. Edremit´le Burhaniye arasındaki yolu hızla katettik.
k. dili (bir işte) hızla ilerlemek, çok yol katetmek.
acele etmek.
-i harabeye çevirmek.
Yağmur yağarken küpünü doldur.
ilerlemek.
k. dili (bir işi) fazlasıyla büyütüp bin bir güçlükle yapmak.
-de ilerleme kaydetmek.
1. -i azaltmak: It´s made inroads on our stock. Stokumuzu azalttı.
2. (bir piyasanın) bir payını elde etmek.
3. (soyut bir şeye) zarar vermek, darbe indirmek.
k. dili
1. yetişmek, zamanında varmak.
2. başarmak.
3. hayatta başarılı olmak; köşeyi dönmek.
k. dili Çabuk ol!
(birine) çok çektirmek, (birinin) ensesinde boza pişirmek.
-e önem vermemek, -i hafife almak.
argo taklidini yapmak.
-i küçümsemek, -i önemsememek.
sevişmek, aşk yapmak.
1. sevişmek, aşk yapmak.
2. to -e kur yapmak.
-den bahsetmek, -den söz etmek, -in sözünü etmek, -i anmak.
eğlenmek.
make* kelimesini Türkçe>İngilizce sözlükte ara
282.185 ingilizce>türkçe 134.075 türkçe>ingilizce kelime ve cümle içerisinde kullanım örnekleri

bilgi ara /
www.bilgiara.com
İngilizce Türkçe sözlük - Türkçe İngilizce sözlük / www.turkceye.com