head*
69 sonuç...
i.
1. baş; kafa; kelle.
2. şef, baş, başkan: the head of the math department matematik bölümü başkanı.
3. baş yer, baş taraf, ön taraf, baş: Go to the head of the line. Sıranın başına geç. She was at the head of the stairs. Merdivenlerin başındaydı.
4. (sebzede) baş: She bought two heads of cabbage. İki baş lahana aldı.
5. kaynak, memba, baş.
6. baş, üst kısım: the head of a nail çivinin başı.
7. akıl, kafa: Use your head. Kafanı kullan.
8. (çoğ. head) baş: fifty head of cattle elli baş sığır.
9. (ses aygıtında) (manyetik) kafa, başlık.
s. baş, başta olan; başa ait. f.
1. (bir şeyin) başkanlığını yapmak/başkanı olmak: Who heads this outfit? Buranın başkanı kim?
2. -in birincisi olmak: She headed her class. Sınıfının birincisiydi.
3. for -e gitmek; -in istikametini tutmak, -e doğru gitmek: You´re heading for trouble. Bu gidişle başın belaya girecek.
4. towards -e doğru yöneltmek: Head your horses towards Kangal! Atlarınızı Kangal´a sürün!
kafa
kafa
kafa temizleme aygıtı
kafa arızası
kafa arızası
kafa çarpması
argo şef, başkan.
kuşak başı
tepetaklak perende atma.
bak. head.
sırılsıklam âşık.
devinimsiz kafalı teker
kafa konumlanması
1. birinin yolunu kesmek, birinin ilerlemesini engellemek.
2. birini kösteklemek.
1. bir şeyin yolunu kesmek, bir şeyin ilerlemesini engellemek.
2. bir şeyi engellemek.
spor avantaj.
kafa adımlama hızı
kafa anahtarlaması
baş hedef yönünde
k. dili başkanlık etmek.
burun kaldır ışığı
pruva rüzgârı.
kafa / disk takımı
kablo başı
s., z. baştan (çarpma), kafa kafaya, burun buruna (çarpışma).
i.
1. baş ağrısı.
2. dert, baş belası.
i. saç bandı, bant.
i. karyolanın başucundaki tahta.
i. başlık.
i. sayfa başlığı.
sayfa başlığı
1. başlık;
2. üstbilgi
başlık
önetiket
başlık etiketi; önetiket
önetiket
başlık kayıdı
başlık kayıtı
z. başı önde, balıklama (dalma).
i. başlık.
i. (yazıda) başlık.
başlık
başlık
başlık
i., coğr. burun.
i., oto. far.
i. başlık, manşet.
z.
1. pervasızca, sakınmadan; balıklama.
2. apar topar.
i. özel okul müdürü.
i. özel okul müdiresi.
i. telefon/radyo kulaklığı.
kulaklık
(telefon) kulaklık
kulaklık
kulaklık çıkışı
kulaklık prizi
kulaklık çıkışı
telefon kaskı
i.
1. karargâh.
2. kumanda merkezi.
3. merkez büro.
4. merkezde çalışanlar.
i. koltuk başlığı.
Yazı mı, tura mı?
kulaklıklı (telefon)
s. inatçı, dik başlı, bildiğini okuyan.
i. şef garson.
i., çoğ. ırmağı besleyen kaynaklar.
i. ilerleme, yol alma.
s.
1. kuvvetli, sert, çarpıcı (esans/içki).
2. inatçı, kafa tutan.
head* kelimesini Türkçe>İngilizce sözlükte ara
282.185 ingilizce>türkçe 134.075 türkçe>ingilizce kelime ve cümle içerisinde kullanım örnekleri