
carry
f.
carry
elde
carry an amount forward
(to) hesaptaki bir miktarı (başka sütuna/sayfaya/deftere) nakletmek.
carry away
alıp götürmek, sürüklemek.
carry coals to newcastle
k. dili tereciye tere satmak.
carry complete signal
eldeler tamam işareti
carry flag
elde göstergesi
carry on
1. (işi) sürdürmek; işi sürdürmek, devam etmek.
carry on
sürdür
carry one through
(bir şey) birini başarılı bir sonuca ulaştırmak; (bir şey) birini ayakta tutmak: Her patience will carry her through. Sabrı sayesinde bu işi başarır.
carry one-s point
amacına ulaşmak, istediğini elde etmek.
carry out
1. yerine getirmek, gerçekten yapmak; uygulamak, tatbik etmek.
carry out
bitir
carry out-take reprisals
misilleme yapmak.
carry s.t. through
bir şeyi yerine getirmek, gerçekten yapmak.
carry s.t. too far
k. dili bir şeyin dozunu kaçırmak, aşırı gitmek.
carry the day
k. dili kazanmak, galip gelmek. get carried away kendini kaptırmak, kapılıp gitmek; heyecanlanıp aşırıya kaçmak.
carry the day
üstün gelmek, kazanmak.
carry through
k. dili
carry through
bitir
carry time
elde zamanı
carry weight
etkili/önemli olmak: It´ll carry no weight with them. Onları etkilemez o.
carry-bear-have a grudge against
birine karşı kin beslemek.
carrycot
i., İng. (saplı) portbebe.
carrying capacity
taşıma kapasitesi
carrying surface
taşıma yüzeyi
carrying wing area
taşıyıcı kanat yüzeyi
Türkiye'nin EN BÜYÜK firma rehberi / www.firmalarim.com
İngilizce Türkçe sözlük - Türkçe İngilizce sözlük / www.turkceye.com