
ban*
100 sonuç...
f. (-ned, -ning) yasaklamak, menetmek. i. yasak.
v.yasakla:n.yasak
banach cebiri
s. banal, sıradan, bayağı.
banal
i.
1. banallik, sıradanlık.
2. banal söz; banal şey.
i. muz.
muz
çarliston, çarliston biber.
tekli fiş
muz cumhuriyeti.
i.
1. takım, zümre.
2. bando.
i.
1. şerit, bant, kurdele; kolan; sargı.
2. kemer; kayış.
3. uzun çizgi. f. çemberlemek.
bant
bant
çemberli fren
bantlı debriyaj
bantlı konveyör
bant kenarı
bant bastırma
bant söndüren filtre
bant genleşme faktörü
bant ateşleyici tüp
bant kalitesi
bant geçirimi
bant geçiren filtre
bant geçiren akort
kuşak yazıcı
kuşak yazıcı
kuşak yazıcı
bant bastırma
şerit testere.
şerit testere
şeritvari ekim
bant seçici
bant spektrumu
bant söndüren süzgeç
bant anahtarı
bant değiştirme
birleşmek, bir araya toplanmak; birleştirmek, bir araya toplamak.
bant genişliği
i. yara bandı, plaster, bant.
i., bak. Band-aid. s., k. dili geçici: a band-aid solution geçici bir çözüm.
bant-sınırlı
bant-geçiren yükselteç
bant-geçiren süzgeç
bant-geçen süreç
i. sargı. f. (yarayı) sarmak, bağlamak.
bandaj
sargı
çizgili
i. haydut, eşkıya.
haydut
i. haydutluk.
i., müz. bando şefi.
palaska
i. açık havada çalan müzik topluluklarına özgü ve çoğu zaman üstü kapalı platform.
bant genişliği
bant genişliği
bant genişligi
bant genişliği denetimi
1. (bir sözü) çok iyi biliyormuş gibi kullanmak.
2. (bir fikri) ortaya atmak.
3. (bir haberi) yaymak.
ile atışmak, ile ağız kavgası yapmak. be bandied about ağızdan ağıza dolaşmak, söylenmek.
s. çarpık bacaklı.
kötülük
s. zararlı, kötü.
i.
1. Çat!/Bom!
2. gürültü, patırtı; patlama.
3. heyecan, sevinç.
4. sansasyon, olay. f.
1. şiddetle çarpmak/kapanmak.
2. gürültülü bir şekilde vurmak.
3. gürültü yapmak. z., k. dili tam: bang in the middle of the war savaşın tam ortasında. bang on time tam zamanında.
mahvetmek, canına okumak: You can use my car, but don´t you dare bang it up! Arabamı kullanabilirsin, ama canına okuyayım deme!
i., İng., k. dili sosis.
havai fişek
i. Bangladeş.
i. Bangladeşli. s.
1. Bangladeş, Bangladeş´e özgü.
2. Bangladeşli.
halka
i. perçem, kâkül, kırkma.
f.
1. sürgüne göndermek, sürmek.
2. kovmak, uzaklaştırmak.
sür
i. sürgün.
i. tırabzan; tırabzan küpeştesi.
trabzan
banço
i.
1. (nehir, göl, v.b.´ne ait) kıyı, kenar.
2. (set gibi duran, yanları hafif meyilli/dik) toprak kümesi.
3. (bulut) kümesi. f. yığmak; yığılmak.
i. banka. f. bankaya (para) yatırmak.
sıra
banka
banka hesabı.
banknot; bir banka tarafından diğer bir banka üzerine çekilen poliçe.
banka gideri
çözgü sehpası
banka ıskontosu, bir senedin banka tarafından kırılması.
teras çakılı
İng. cumartesi ve pazar günleri dışındaki resmi tatil.
banknot, kâğıt para.
süzgeç öbeği
sığaç grubu
-e bel bağlamak, -e güvenmek: We are banking on their support. Desteklerine bel bağladık.
banka ıskonto haddi, faiz oranı.
sıra seçimi
sıra seçimi
banka kasası.
s., k. dili kâr getiren, para getiren.
ban* kelimesini Türkçe>İngilizce sözlükte ara
282.185 ingilizce>türkçe 134.075 türkçe>ingilizce kelime ve cümle içerisinde kullanım örnekleri

şiir ara /
www.siirara.com
İngilizce Türkçe sözlük - Türkçe İngilizce sözlük / www.turkceye.com